“Relationships don’t work the way they do on television and in the movies: Will they, won’t they, and then they finally do and they’re happy forever — gimme a break. Nine out of ten of them end, because they weren’t right for each other to begin with, and half the ones that get married get divorced, anyway. And I’m telling you right now, through all this stuff, I have not become a cynic, I haven’t. Yes, I do happen to believe that love is mainly about pushing chocolate-covered candies and, you know, in some cultures, a chicken. You can call me a sucker, I don’t care, ‘cause I do believe in it. Bottom line is; the couples that are truly right for each other wade through the same crap as everybody else but the big difference is they don’t let it take ‘em down. One of those two people will stand up and fight for that relationship every time. If it’s right, and they’re real lucky, one of them will say something.”
“Hollanda’da De Graafschap küme düşüyor. Takımın orta saha oyuncusu Rogier Meijer saha ortasında yıkılmış kalmış. Tribünden inen kızı Saar ise babasına doğru koşuyor ve minik eliyle omzuna dokunarak teselli etmeye çalışıyor.”
Klipte çocuk, tüm bedeni boyalı halde duvarın önünde duruyor. Çocuk üzgün. Yalnız hissediyordum diyor, kıza. Aslında onu geri istiyor. Belli ki acı çekiyor. Çocuk renkleri sayesinde duvarla bir olmuş halde. Aslında klip başında renksiz, ama zaman geçtikçe boyanıyor. Önce duvar, sonra çocuk boyanıyor. Yani sıfırdan bir şeyler oluşuyor ve çocuğu da içine katıyor. Buradaki olay; çocuğun duvarla aynı renge gelmesi ve o şekilde kalması. Bir simgesel var yani. Ayrıca çocuk bize, kız duvara bakıyorlar. Farklı yönler… Yine bir simgesel… Ne kadar sevdiğini belli de etse, cesaretli bir şekilde kızı hayatından dışarı da itiyor. Belki de bu yüzden bu kadar üzülüyor.
Kız ise başta çocukla aynı renklere sahip. Yani ortak bir geçmişleri var. Yaşanmışlıkları var. İkisi aynı insanlar, fakat ters giden bir şeyler var. Kız çocukla aynı olmasına rağmen, renklerdeki düzeni bozup çocuğun üzerine yürüyor. Bu şekilde yaşamak istemiyorum, diyor, düzeni bozarken. Bunlar çok keskin hareketler. Çocuk gözlerini kaçırsa da, kızın söylediklerinden kaçamıyor. Çocuğun yanından uzaklaşmasını temsilen, kızın üzerindeki boyalar da giderek siliniyor. Çocuk ağlarken, kız ona bakarak uzaklaşıyor.
Çocuk hala aynı şekilde boyalıyken, yani muhtemelen hala seviyor, ama kızı da istemiyorken, kız boyasız halde yine eski yerine, yani eski hayatına dönüyor. Çocuk son sözlerini rengini kaybeden kıza bakarak söylüyor. Daha içten bağırıyor. Belki son bir çağırış şeklinde. Çünkü kızı hala seviyor. Kızı hala arıyor. Numarasını değiştirdiğini de o yüzden biliyor. Ama kız çoktan eski yerine geçmiş bile. Olmuyor. Sonra her şey aniden kararıyor.
Ekleme: Sonradan fark ettim ki, çocuğun bize, kızın duvara bakmasının sebebi başkaymış. Zira kız da bize dönerse memeleri görünebilir.
Dövmesiz kolları ve parlak renkte olmayan kramponlarıyla dikkatimi çeken Selçuk, takımı şampiyon olduktan sonra şöyle söyledi; “Bu kupayı anneme ve ablama hediye ediyorum.”
Sen şimdi kalbimi kazandın be Selçuk. O golleri atınca falan değil, onu herkes atar. Sen şimdi benim gözümde, mahallede top oynadıktan sonra eve gelince ayakkabılarını fırlatıp, “Annneaa yemek var mı?” diye bağıran çocuksun. Sen şimdi ablasının “Yürü git be salak” diye odasından kovduğu ergensin. Sen şimdi sabah geç uyanıp kahvaltıda masaya uğramadan evden çıkan serserisin.
Bir de Thom Yorke ile Modeselektor beraber bir şarkı yapmışlar. Olmamış.
“Bu çiçeğin güzelliğini takdir ediyorsun, estetik duyguna hitap ediyor ve içinde kim bilir ne fırtınalar koparıyor. Senin kadar olmasa da, ben de onun güzelliğinden zevk alıyorum. Senden daha az yoğun olmakla beraber ben de beğeniyorum ve hissediyorum. Öte yandan, bunlarla birlikte, ben çiçeğin moleküler yapısını düşündüğümde de heyecanlanıyorum. Onun nasıl evrimleştiğini düşünüyorum, böcekleri çekmek için büründüğü parlak renkleri, bu renkleri böceklerin nasıl algıladığını hayal ediyorum. Dahası bu çiçeğin mükemmel matematiksel simetrisinden hoşlanıyorum. Olan biten kimyasal reaksiyonları hatırlayıp hayranlık duyuyorum. Sense, sanatçı dostum, bütün bunlardan yoksunsun. Derslerde öğrensen bile, doğan gereği gerçekten anlayamayacak ve bir zevk alamayacaksın. Ve bu, senin estetik duygunun çok çok üzerinde, çok daha saf bir duygu.”
The Scientist; uzaktaki bir kıza söylenebilecek en güzel sözlerle dolu Coldplay şarkısıdır. Sınav kağıtlarının, soruların, şekillerin, sayıların seslerinin, kalpten daha yüksek çıkamayacağından bahseder.
Bazen, birbirleri ile uzaktan yakından alakası olmayan iki otobüs hattı şoförünün birbirlerini tanıyor olmasını düşünerek kendimi daha güvende hissediyorum. Bu dayanışma beni çoğu zaman ayakta tutuyor.
O güne kadar yaptığım her şey, sanki ona hizmet etmek içinmiş gibiydi. Okuduğum tüm kitaplar, girdiğim tüm dersler onun içinmiş gibi… Yanında oturup arkadaşlarıyla konuşamalarını dinlerken, “İşte sınav vakti geldi,” dedim kendi kendime. “İşte her şeyin başlayacağı an geldi. O tam şurada, yanında oturuyor. Bak ne güzel etrafa gülüyor, sana gülüyor. Bugünü yıllar sonra odanda ağlayarak değil, ona sarılarak hatırlamak istiyorsan, lütfen bir şeyler yap.”
Played 20 times[Flash 9 is required to listen to audio.]
“Dexter Holland (d. 29 Aralık 1965, Orange County) Bryan Keith Holland’ın sahne adı. Punk müziğin ‘90’lı yıllarda Green Day’le beraber tekrar yükselişe geçmesini sağlayan ve yaptığı müziğe “neo punk” adını veren topluluk The Offspring isimli grubun vokalisti ve lideri. Üniversitedeki moleküler biyoloji ve genetik doktorasını yarıda bırakıp, müzik kariyerine devam etmiştir. Liseyi okul birinciliğiyle bitirmiştir.”